cemal taskiran

Bir isim?

Arkadaşlar beynim durmuş vaziyette o yüzden sizden yardım istiyorum. Bir site/sayfa için isim arıyorum edebiyat, sanat ve türevi şeyler ile ilgili sayfa ama isim bunlarla alakalı olacak diye bir kaygı yok. Markalaştırılabilecek bir şey olmalı. Tek kelime olmasa da olur iki kelime de olabilir.

Reblog 5 not, Temmuz 24, 2014

Anonim asked: radyo tv bölümünde okuyorum bunun için gerekli. daha çok başlardayım, anlayabileceğim türden basit bir şey olsun istiyorum. fiyat o kadar da önemli değil.

iki seçeneğin var.

1- Giriş seviyesi bir makine almak. 550D - 600D gibi. Fiyat olarak ucuzdur. Ama iso değerleri çoğu zaman yetersiz kalabilir. Özellikle gece veya ışığın az olduğu ortamlarda flaşsız çekimlerde fotoğrafta en ufak bir titremede bulanıklık yaratır. Veya video ve fotoğrafta görüntü kalitesi düşüklüğü yapar. Gündüz çekimlerinde çok aşırı hareketli şeyler çekmediğin sürece videoda da fotoğrafta da eksiksiz şekilde işini görür. Dediğim gibi ışığın yetersiz olduğu

2- Biraz paraya kıyıp 7D - 5D mark II - 5D mark III - 6D gibi bir makine alman. Benim elimde 5D mark II var. Bunlar fiyat olarak yüksek makineler lakin her türlü çekimde kusursuzca işini görür. Bazı profesyonel dizi ve filmlerde de bu makinelerin kullanıldığı oluyor. Bu makinelerin de kendileri içinde kimisinde olan kimisinde olmayan özellikler var. Mesela mark II’de videoda otomatik odaklanma yokken mark III’de bu eksikliği gidermişler. Tabi bunları kıyaslaman lazım.

Reblog 4 not, Temmuz 16, 2014

Mert Durmazer’in yeni kitabı Sadece Köpekler Farkında D&R ve Kitapyurdu’nda satışta

adilinki:

 En karmaşık sorunların çözümüne birkaç basit bilgiyi kullanarak ulaşabileceğimizi savunur Descartes, öyle ya da böyle canlılığın her evresinde karşılaşabileceğimiz davranışların temelinde ünlü düşünürün bu tezinden esintiler yer alır. Bu bağlamda Mert Durmazer’in son kitabı Sadece Köpekler Farkında’da yer alan karakterler ne kadar karmaşık gözükürse gözüksün hayatınızın herhangi bir döneminde karşılaştığınız sıradan insanlardır aslında. Kitapta var olan yaşantılar ve ilişkiler sizi her ne kadar sarsıyor da görünse, özünde sıradan insan yaşantısının büyük bir parçasıdır. Zira insan, gerçekliğin aynadaki acımasız görüntüsüdür. Sadece Köpekler Farkında, toplumun değer anlayışını, iyi ve kötü arasındaki ilişkiyi okuru düşündürecek bir şekilde aktarıyor. İnsanı, insana anlatmak gibi zor bir konunun başarıyla sunulduğuna şahitlik ediyorsunuz her geçen sayfada. Nietsche’nin “Okumak başka benlikleri dinlemektir,” sözünün gerçekliğini tam anlamıyla hissettiriyor size. “Çünkü kişi bir kez yalan söylemeye başlayadursun kendisine, bir daha durması neredeyse imkansızdı; dahası, bundan da önemlisi, böylesi insanların ruhları çoktan ölümün soğukluğuna yanaşıp kokuşmaya başlamışlardı. Düşünecek olursanız, ruhunun ölümünü dahi kavrayamayan bir insandan daha acınası ne vardır ki hayatta?” (Sadece Köpekler Farkında / Mert Durmazer) Kitabın bir çok yönden ele alınıp değerlendirilmeye açık olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde kaleme alınmasına rağmen canlılığın var olduğu her zaman dilimine ışık tuttuğu gözlemlenebiliyor. Bu yönüyle de zamanı ve mekanı aşarak, bütünlüklü bir düşünce yapısının hâkim olduğu bir kitap hüviyetine bürünüyor. “Yutkundu, “Bize bir seçenek sunmadılar,” dedi içinden. “Neysek o olduk ve olduğumuz kişi gibi davrandığımız için de dışlandık, aşağılandık ve hatta yargılandık. Kalabalık ve güçlüydü karşımızdaki ordu. Sesimiz yetmedi onlara anlatmaya. Kanunlar değişebilir diyemedik. Nefes alan bir canlının bir diğerinden farkı olmamalı diyemedik, çünkü hiçbirimiz sistemi karşısına alacak kadar güçlü çıkmamıştı; oysa güçlü olamamak bizim seçimimiz değildi ama gaddar olmayı kesinlikle onlar seçmişti. Adaletsizlik tam karşımıza dikilmiş,kocamış, sinsi bir ihtiyar gibi gülümsüyor, müşfik görünerek de aldatmayı başarıyordu birçoğumuzu. Ama ben oradaydım, görüyordum sahteydi! Sistemin maskesini indirecek olsanız katıksız kötülük akardı nursuz suratından. Heyhat, benim gibi görmesini ummuştum bütün bir toplumun, sonunda ise koca bir pişmanlık kaldı avuçlarımda! Umutsuzluğa kapılmıştım. Suyun üzerine çıkmaya çalışmıştım fakat diplerin karanlığına gömülmüş boğuluyordum. Yedi milyar kırk altı milyon kişi, birlikte gömülmüş bir başımıza boğuluyorduk. Medeniyetin altın çağı dedikleri bir yüzyıldı yaşadığımız, insanlık kavramının tamamıyla unutulduğu bir yüzyıl, çürüyorduk.”

Reblog Reblogged from adilinki, 13 not, Temmuz 15, 2014

     Uykuyu sevmeyi ne zaman bırakır insan? Anne koynundan ayrıldıktan sonra mı? Sevdiğinin koynundan ayrıldıktan sonra mı? Ne önemi var ki. Bir yerden sonra uykuya bile düşman oluyorsun zaten. Gece yanındayken sabah kadar konuşuyormuşsun da sanki yalnız uyuyunca konuşacak kimse kalmamış gibi. Yastığa bakarsın. Tavana bakarsın. Sokak lambasına bakarsın.

     Gerisin geri kalkarsın. Bir sigara yakarsın, balkonda yada cama dayanmış şekilde içersin. Normal gün içindekinden farklı çekersin sigarayı. Daha derin, daha acı, daha öksüz. Ah doğru ya sigaranı döndürebileceğin birisi de yok yanında yada bir dal uzatabileceğin birisi. Sigaran biter ama durmaya devam edersin. Göz kapakların uykusuzluktan yorgun düşer, bacakların halsizleşmeye başlar. Bilirsin ki o yatağa girince sabaha kadar sürecek bir geceyi boşa yaşayacaksındır.

     Bütün boş geçen gecelere lanet olsun. Lanet olsun tek yastıklara, tek kişilik yataklara, tek çift terliğe, terlemeyen atlete, istediğinden daha yavaş alınan nefese…

Reblog 16 not, Temmuz 15, 2014

cemaltaskiran:

     İçimizden bir yazar daha çıktı seyreyleyin cümbüşü…
     Sevgili Gönül ablamızın kendisinin ve Türkiye’nin çocuklar için ilk çizgi romanı olma niteliğindeki kitabı “Hayallerini meslek seçenler” kitabı çıktı. Ufak kardeşlerinize, yeğenlerinize, kuzenlerinize komşu çocuklarına çok da güzel bir hediye olur bence. He ama “yok arkadaş ben kendime de alırım kitaplığımda dursun” diyorsanız da olabilir. “Ben çizgi roman sevmem zaten, hem kitap alacak param da yok şu an” diyorsan da bu postu reblog yap beğen paylaş bir şey yap sevenler alsın, okusun, bilgilensin, sevsin…
     Şunlar İdefix ve kitapyurdu'ndan bakmak için. Yok ben gidip göreyim öyle alayım diyorsan D&R'a uğra derim. Seviyorum sizi, esenle kalın.

görmeyenler için…

cemaltaskiran:

     İçimizden bir yazar daha çıktı seyreyleyin cümbüşü…

     Sevgili Gönül ablamızın kendisinin ve Türkiye’nin çocuklar için ilk çizgi romanı olma niteliğindeki kitabı “Hayallerini meslek seçenler” kitabı çıktı. Ufak kardeşlerinize, yeğenlerinize, kuzenlerinize komşu çocuklarına çok da güzel bir hediye olur bence. He ama “yok arkadaş ben kendime de alırım kitaplığımda dursun” diyorsanız da olabilir. “Ben çizgi roman sevmem zaten, hem kitap alacak param da yok şu an” diyorsan da bu postu reblog yap beğen paylaş bir şey yap sevenler alsın, okusun, bilgilensin, sevsin…

     Şunlar İdefix ve kitapyurdu'ndan bakmak için. Yok ben gidip göreyim öyle alayım diyorsan D&R'a uğra derim. Seviyorum sizi, esenle kalın.

görmeyenler için…

Reblog Reblogged from cemaltaskiran, 74 not, Temmuz 15, 2014

     İçimizden bir yazar daha çıktı seyreyleyin cümbüşü…
     Sevgili Gönül ablamızın kendisinin ve Türkiye’nin çocuklar için ilk çizgi romanı olma niteliğindeki kitabı “Hayallerini meslek seçenler” kitabı çıktı. Ufak kardeşlerinize, yeğenlerinize, kuzenlerinize komşu çocuklarına çok da güzel bir hediye olur bence. He ama “yok arkadaş ben kendime de alırım kitaplığımda dursun” diyorsanız da olabilir. “Ben çizgi roman sevmem zaten, hem kitap alacak param da yok şu an” diyorsan da bu postu reblog yap beğen paylaş bir şey yap sevenler alsın, okusun, bilgilensin, sevsin…
     Şunlar İdefix ve kitapyurdu'ndan bakmak için. Yok ben gidip göreyim öyle alayım diyorsan D&R'a uğra derim. Seviyorum sizi, esenle kalın.

     İçimizden bir yazar daha çıktı seyreyleyin cümbüşü…

     Sevgili Gönül ablamızın kendisinin ve Türkiye’nin çocuklar için ilk çizgi romanı olma niteliğindeki kitabı “Hayallerini meslek seçenler” kitabı çıktı. Ufak kardeşlerinize, yeğenlerinize, kuzenlerinize komşu çocuklarına çok da güzel bir hediye olur bence. He ama “yok arkadaş ben kendime de alırım kitaplığımda dursun” diyorsanız da olabilir. “Ben çizgi roman sevmem zaten, hem kitap alacak param da yok şu an” diyorsan da bu postu reblog yap beğen paylaş bir şey yap sevenler alsın, okusun, bilgilensin, sevsin…

     Şunlar İdefix ve kitapyurdu'ndan bakmak için. Yok ben gidip göreyim öyle alayım diyorsan D&R'a uğra derim. Seviyorum sizi, esenle kalın.

Reblog 74 not, Temmuz 14, 2014

Kaburga

     Akşam iş dönüşü, içi sıkılırca kapıya soktu anahtarı. Vakit kaybetmeden; ayakkabıları köşeye, anahtarları tabağa, çantayı koltuk yanına attı. Ardından da kendini yerden az yüksek olan koltuğa bedenini bir boşluğa bırakırcasına bıraktı. Sıfır nokta dört saniyelik bir düşüş yaşadı. Başı yumuşak yastıktaydı.

     Yanındaki masanın üzerinde duran kumandaya baktı sonra televizyona. Aslında televizyonu her akşam olduğu yine açmayacaktı. Uzun süre baktı, televizyona, kumandaya, kitaplara, duvardaki tabloya. Tabloya…

     Sol taraftaki on iki kaburgasından birisini kırdı ve masanın üzerine bıraktı. Bekledi. Uzun süre bekledi. O kadar çok bekledi ki ertesi gün işe gitmedi, ondan sonraki gün de ve daha sonraki gün de. Aynı koltuk üzerinde kaburga parçasına bakarak uzanmaya devam etti. Telefon çaldı, kapı vuruldu, bir ara elektrikler kesildi. Aslında açlıktan, susuzluktan, baş ağrılarından ve akan kanlar yüzünden güzel şeyler göreceğini umuyordu. 

     Olmadı. Ne kaburga Havva’ya dönüştü ne kendisi Adem oldu. Tekilliğini bir tablo ile sınayacak kadar yalnızdı. Bir kaburgasını harcayacak kadar yalnızdı…

Reblog 11 not, Temmuz 14, 2014

İnstagram seçmeleri

Reblog 21 not, Temmuz 13, 2014

Nar çiçeklerini seven bir kadının yoluna karanfil dökebilirsiniz,
Çünkü;
Nar çiçekleri de bulunmaz,
Güzel seven kadın da.

Reblog 21 not, Temmuz 10, 2014

Bok güzel af edersin. Özgür bile değilsin…

    Güzel kariyer planların vardır, bir de ufak bir ev istersin şehrin merkezinde işe yakın, hafta sonların tatil olsun, evlenmen gerekir, çocuklar var birde, olması lazım. Eşini de çok seviyorsundur, keza arkadaşlarını da öyle. Mutlusun değil mi? Ne güzel hayat.

     Ama… Faturalarını her ay düzenli ödemeyi unutma, maaşının üçte ikisini giderlere kalan üçte birini de zar zor gerçekleştireceğin hayallerini saklamayı da unutma. İşte gelince eşin ve ailenle geçireceğin en fazla üç dört saatin var. Hele bir de eşin çalışıyorsa o saatleri de unut. Akraba ziyaretleri, aileler, arkadaşlar, bunları da ihmal etmemek lazım. Hafta sonu geldi, şöyle mangal mı yapsak, yoksa hanımla sinemaya mı gitsek. Maaşa ne zaman zam yapılır acaba. Kredi ödemem ne zaman biter. Araba ne zaman alırım yada var olanı ne zaman değiştiririm. Hanıma hediye çocuğa yada çocuklara kıyafet oyuncak, her gün yeni bir şey çıkıyor. Telefonlar, tabletler, televizyonlar, ev eşyaları, takip etmek lazım. Herkesle, her şeyle yarışmak lazım, senin oturma grubun komşununkinden daha güzel olmalı, araban arkadaşınınkinden aşağı kalmamalı, güzel giyinmelisin hatta burada post atarken bile insanlarla yarışman lazım, daha çok beğeni, daha çok ego tatmini…  Daralmadın mı. Ama hala hayatın güzel değil mi?

    Bok güzel af edersin. Özgür bile değilsin…

    Düşün bakalım köydeki bir aile mi daha özgür senden yoksa senin ailen mi? Daha çok para için büyük şehirlere göç ettik, devamlı süre giden bir eğitim ve iş çarkının içine hapsolduk, dayanabileceğimizden daha çok çalıştık, koştuk, yorulduk. Sahte yüzlerle arkadaş olduk, sahte bedenlerle seviştik. Amaç sadece vahşi bir dünyada hayatta kalmak. Ve bu ailelerimizin bize “Oku büyük adam ol” dediği anda başlıyor. Ailelerimiz kendileri gibi bizi de acımasızca harcıyor.

     Her şeyinizi satıp köy gibi bir yere yerleştiğinizi düşleyin, ufak bir tarla, iki inek, üç beş tavuk, küçük de bir iş. Boğucu faturalar yok, gidilmesi gereken yerler, görüşülmesi gereken arkadaşlar yok denecek kadar az. Takip etmen gereken bir moda yada popüler kültür yok. Sadece sen varsın hatta evliysen ailen. Gece yeten uykunla sabah dinç kalktığın bir dünya, sebzeyi dalından, peyniri elekten yediğin, iki yüz elli liralık new balance, nike airmax yerine yirmi liralık kundura, kauçuk ayakkabı giydiğin, kimseden emir almadan yaşadığın, kimseyle yarışmadığın, bütün gününün sana sadece sana ait olduğu bir yer.

   Tam şimdi, şu an kaçımız yapabiliriz bunu? Belki yüzde bir yani yüz kişiden bir kişi yani neredeyse hiç kişi.

   İşte bu yüzden mutlu değiliz.

   Özgür hiç değiliz.

   Boşuna kandırmayalım kendimizi.

Reblog 23 not, Temmuz 8, 2014